NARKOLEPSİ
ANA SAYFA    

 

                                          

 

NARKOLEPSİ

 

                                                                               Dr.Başak ÖNAL

                                                                  Prof. Dr. Mehmet KARADAĞ

 

 

 

            Gündüz uyuklama durumunun (GUD) en sık nörolojik kaynaklı nedeni narkolepsidir. Yoss ve Doly tarafından tanımlanan narkolepsi tetradı gündüz ani gelen dayanılmaz uyku atakları, katapleksi,

uyku paralizisi ve hipnagojik halüsinasyonlardan oluşur (2).

           

            EPİDEMİYOLOJİ

 

            Narkolepsi prevalansı ABD’ de %0,02 - 0,05’ tir (3). Depresyon, epilepsi veya ilaç yan etkilerinin

neden olduğu belirtilerle narkolepsi sıkça karıştırıldığı için ortaya çıkan tanınma güçlüğü nedeniyle da –

ha az tanı konulan bir hastalık olmakla birlikte, görülme oranı aslında Parkinson hastalığı ve multipl

skleroza yakındır. Kadın ve erkeklerde eşit olarak görülür. Genellikle 25 yaşından önce başlar ya da

50 yaşından sonra da başlayabilir (4).

 

            ETYOPATOGENEZ 

 

            GENETİK

 

            Narkoleptiklerin %95 – 99’ unun HLA-DQB1*0602 ve HLA-DQ1 yönünden (+) olduğu ortaya kon

muştur. Bununla birlikte bazı kaynaklarda narkolepside genetik incelemenin tanı değerinin abartılı ola –

bileceği vurgulanmıştır (5,6). Çünkü genel nüfusun yaklaşık dörtte biri HLA-DQB1*0602  haplotipini ta –

şımasına rağmen bunların %99’ unda narkolepsi kliniği ortaya çıkmamaktadır. Familyal narkolepsili bi –

reylerde genellikle bu HLA risk faktörlerini taşımamaktadır. Klasik narkolepsili hastaların % 1 – 5’ inde

bu haplotipler yoktur. Bu durumda predispozan genetik faktörlerin yokluğu narkolepsi tanısını reddet –

tirmez, varlığı ise narkolepsi tanısını kesin olarak koydurmaz. Familyal narkolepsi olguları bildirilmiş

olmakla birlikte, birinci derecede akrabalarda risk %1 – 2’ dir, olguların çoğu sporadiktir, sendromun

genellikle genetik bir zemin üzerinde çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıktığına inanılmaktadır.  Nar –

kolepsinin ortaya çıkmasında çevresel faktörlerin önemi ikiz çalışmaları ile ortaya konulmuştur. Mono –

zigotik ikizlerin sadece % 25 – 31’ i narkolepsi yönünden konkordans göstermektedir (7).

 

            İMMUNOLOJİK

 

            HLA ile ilişkili hastalıkların otoimmun hastalıklar olması nedeniyle narkolepside otoimmunitenin

rolü olabileceği düşünülmüştür. Ancak geçmişte yapılmış kapsamlı çalışmalar otoimmun sürece ilişkin

inandırıcı bir kanıt getirememiştir.

 

            NÖROTRANSMİTTER VE RESEPTÖR SİSTEMLERİ

 

            Köpeklerde somnolans ve katapleksinin nörofarmokolojik kontrol mekanizması incelenmiştir.

Genel olarak katapleksi kolinerjik iletiyle tetiklenir, monoaminerjik iletiyle baskılanır ( özellikle postsi –

naptik alfa1b adrenerjik reseptörlerin blokajı ya da alfa2 adrenerjik veya dopamin D2 inhibitör otore –

septörlerin stimulasyonu ile) (8). Narkolepsili köpeklerde nörokimyasal anomalilerle birlikte şu farma –

kolojik sonuçlarda bildirilmiştir: Ponsta M2 reseptörlerinde, amigdalada alfa-l reseptörlerinde, lokus

seruleusta alfa 2 reseptörlerinde ve amigdala ile nukleus akkumbenste D2 reseptörlerinde artış. Nar –

koleptik hastaların beyinlerinden yapılan otopsi çalışmalarında korteks de dahil olmak üzere beyinde

pek çok bölgede alfa-l reseptörlerinde azalma, putamende alfa2 reseptörlerinde artış, striatum alanla –

rındaki D1 ve D2 reseptörlerinde artış olduğu bildirilmiştir (9,10).

 

            EDİNİLMİŞ FAKTÖRLER

 

            Narkolepsi hem immunolojik yanıtı bozan, hem de beyinde kolinerjik, adrenerjik ve dopaminerjik

transmitterlerin dengesini bozan çeşitli durumlarda ortaya çıkabilir. Hamilelik sırasında immunolojik du

rumun bozulmasına bağlı olarak meydana gelebilen narkolepsi bebeğin doğumundan sonra da devam

eder.  İnfeksiyonların narkolepsiye neden olabileceği bildirilmiştir. Non-Hodgkin B-hücre tipi lenfoma

HLA tipi uygun olmasa da, lenfoma hücrelerinin pons ve mesensefalonu infiltre etmesine bağlı olarak

narkolepsi ortaya çıkabilir ve radyoterapi ile düzelme sağlanabilir. Kafa travmalarında beyin hasarından

hemen sonra ya da haftalar, aylar sonra narkolepsiyi tetikleyebilir.

            Narkolepsi için çizilen nöroanotomik bir modelde bazal önbeyin ve beyin sapındaki kolinerjik

hipersensivitenin narkoleptik hastalarda gözlenen anormal REM uykusunu ve mezokortikolimbik dopa –

minerjik sistemlerdeki anormalliklerin de GUD’ yi açıklayabileceği söylenir.

            Lin ve arkadaşları, insandaki narkolepsinin fenotipik benzeri olan köpek narkolepsisine

hipokretin reseptör 2 genindeki bir mutasyonun neden olduğunu bildirmişlerdir (12).  Köpeklerdeki

narkolepsi geninin keşfi insanlardaki narkolepsi geninin de tanınmasının tolunu açmıştır. İnsandaki

narkolepsi basit bir genetik bozukluk değildir, büyük olasılıkla genetik geçiş multifaktöryaldir (13).

Yeni bir çalışmada, narkolepsili 9 hastanın yedisinde hipokretin nörotransmisyonunun eksik olduğu

bulunmuştur (14). Narkolepsili hastalarda hipokretin hücreleri azalmıştır ya da yoktur. Bu bulgular,

hipokretinlerin uykuyu düzenleyen başlıca nörotransmitter olduğunu düşündürtmektedir.

 

            KLİNİK ÖZELLİKLER

 

            Narkolepside görülen GUD konuşma, yeme, ayakta durma, yürüme veya araç kullanma gibi

uyumaya uygun olmayan ortam ve önceden kestirilemeyen durumlarda, örneğin konuşurken, yemek

yerken, ayakta dururken, yürürken gelen genellikle dayanılmaz, istemsiz uyku atakları şeklindedir, gün

içinde defalarca tekrarlayabilir (15). Uyku deprivasyonuna bağlı fizyolojik uyuklama durumundan farklı

olarak narkolepside GUD daha şiddetlidir, bir günden diğerine büyük faklılıklar göstermez ve uyumakla da ancak geçici olarak ve kısmen düzelme gösterir. Narkoleptiklerde uyku ataklarının süresi genellik –

le 1 saatten kısa, tipik olarak 10-20 dakikadır. Hasta bu ataklardan dinlenmiş ve tazelenmiş olma duy –

gusuyla uyanır ama 2-3 saat içinde tekrar uyku atağı gelir. Gündüz gelen kısa süreli uyku ataklarında

uykunun REM’ le başlaması sık görülür.

            Heyecanlanma gibi duygusal tepkilerde ortaya çıkan, kas tonusunda ani ve bilateral kayıp anla –

mına gelen katapleksi narkolepsiye özgü bir durumdur. Narkolepsili hastaların %60 – 100’ ünde görü –

lebilen katapleksi, hastaların %35 – 75’inde günde en az bir kez ya da daha çok sayıda ortaya çıkar(5)

Katapleksiyi en çok tetikleyen durumlar, kahkaha atma ve öfkelenme olmakla birlikte diğer emosyonlar

ve bazı spor faaliyetleri de buna yol açar. Hastalar gözlerin kapanması, çenelerinin aşağıya sarkması,

konuşma kaybı ya da takılarak konuşma, baş düşmesi, kolların düşmesi, dizlerde çözülme gibi semp-

tomlar tanımlanır. Katapleksinin şiddeti değişkendir. Hastaların üçte birinde yere düşecek şiddette kas

tonusunda kayıp olur. Bu sırada genellikle bilinç kaybı olmaz, uzun süren ataklarda rüya görme, halü –

sinasyon veya uyuklama katapleksiye eklenebilir. Atakların çoğunun süresi birkaç saniye ile iki dakika

arasında değişir ama 20-60 dakikaya uzayabilecek şekilde peşpeşe de gelebilir ( status kataplektikus )

            Narkolepsinin bir başka özelliği uyku paralizisidir. Uyku paralizisi, gece uykuya girerken (hipnagojik) veya daha sık olarak uyanırken (hipnopompik) ortaya çıkan kısa süreli hareket edememe

atakları olarak tanımlanabilir. Narkolepsili hastaların %60’nda uyku paralizisi oluşur. Uyku paralizisi

yaşam boyunca sadece birkaç kez olabileceği gibi günde birkaç kez de olabilir. Uyku paralizisi sırasın –

da göz kırpıştırma, mırıldanma, ekstremitelerde uyuşma ya da karıncalanma duyumu, çarpıntı ya da

terleme gibi otonomik semptomlar, hareket etmeye çabalama hissi, boğulma duygusu, göğüste baskı

veya nefes alamama hali de duruma eşlik edebilir. Stres, uyku deprivasyonu veya rahatsız ortamlarda

uyuma durumlarında uyku paralizisi atakları daha sık ortaya çıkar. Bunların çoğu 10 dakikadan kısa sürer ama 30 dakikaya kadar uzayan ataklar da bildirilmiştir.

            Narkolepsili hastaların üçte ikisinde hipnagojik veya hipnopompik halüsinasyonlar da görülür, bu

hastaların da yaklaşık yarısında en azından haftada bir kez bu tipte halüsinasyonlar ortaya çıkar. Bun –

lar çoğunlukla görseldir, durağan ya da hareketli, siyah-beyaz ya da renkli olabilirler. İşitsel özellikler

içerebilirler. Genellikle gündelik yaşamdan görüntülerdir ya da bir illüzyonu izleyebilirler. Özellikle biri –

sinin dokunuyor gibi olması,  yatağın yanında ya da altında  bir insan ya da hayvan durması hissi sık

görülür. Hasta rüya süresince düşünebilecek ve konuşabilecek kadar uyanıktır. Bu sıradaki gerçeklikten

uzaklaşma duygusu hastada yoğun emosyonlara, özellikle korkuya yol açabilir. Halüsinasyonlar gece

uykusunda, uyku paralizisi ile beraber ortaya çıkar, uyanma zamanından daha çok uykunun başlangı –

cında görülür (5). Bu halüsinasyonlar, uyanıklığın içine karışmış olan bir REM uykusu parçasını ya da

bir uyku epizodunun sonunda kısmen şekillenmiş bir REM içine karışmış bilinçlilik durumunu temsil

eder.

            Narkolepsili hastaların yaklaşık üçte ikisinde gece uykusu sık uyanmalarla bölünür. Hastalar sık

uyanmalardan, uykuda çok hareket etmekten, periyodik  bacak hareketlerinden ve apne ataklarından

yakınırlar. Uykuda konuşma, yürüme, uyku terörü sıktır. Bununla birlikte bunlar nadiren GUD’ ye neden

olurlar ve narkolepsi tanısı için de gerekli değildirler (4).

            Narkolepside giderek artan uykululuk haliyle birlikte otomatik davranışlar da oluşabilir. Otomatik

davranışlar amneziyle birlikte olan, 30 dakikaya kadar uzayabilen yarı amaçlı hareketlerdir. Hastaların

çoğunluğu bu durumu zihinsel canlılıkta bir azalma şeklinde yaşarlar, bazen yazdıklarının farkına var –

mazlar, kendilerini gitmeyi amaçlamadıkları bir yere gitmiş bulabilirler, buzdolabına tuz ya da elbisele –

rini koyabilirler (4). Bu kısa, istemsiz mikro-uyku atakları ya da dalgınlıklar bazen hastalar tarafından

bilinç kaybı olarak yorumlanıp epileptik nöbet ya da senkopla karıştırılabilir. Bazı hastalarda uykululuk

haliyle birlikte başın ya da vücudun karıncalanması veya uyuşması, görme bulanıklığı, hipoakuzi veya

diğer algısal bozukluklar, gözlerde ağrı, basınç hissi, baş ağrısı bulunabilir (5).

 

            TANI

 

            GUD çoğunlukla ilk görülen semptomdur, diğer semptomlar değişik zamanlarda değişen kom –

binasyonlarda ve şiddette ortaya çıkar(16). GUD başlangıcı genellikle katapleksiden aylar, yıllar önce –

dir. Aslında hastaların sadece %6-10’unda başlangıçta katapleksi vardır, %10-15 hastada katapleksi

GUN’ nin başlangıcından 10 yıl sonra ya da daha geç ortaya çıkar(17).

            Narkolepsinin klinik bulguları ile diğer uyku bozuklukları arasında hatırı sayılır bir örtüşme vardır.

Üstelik, narkolepsinin klasik semptomları olan GUD, uyku paralizisi, katapleksi ve hipnagojik halüsi –

nasyonların hepsi birden tüm narkolepsili hastalarda ortaya çıkmaz ( 16). Sadece katapleksi narkolep –

siye özgü bir semptomdur. Katapleksi bulunmadığında narkolepsi tanısı çok daha zor konulur. Hipna –

gojik halüsinasyonlar ve uyku paralizisinin varlığı kesin tanıya gitmek için yeterli değildir.

            Narkolepsi tanısında gece uykusunu değerlendirmek için polisomnografi, gündüz uykusunu ve

uykululuk durumunu değerlendirmek içinse Multipl Uyku Latans Testi ( MSLT ) kullanılır (18,19).

            Polisomnografide gece uykusunun kalitesi ve süresi ile ilk REM evresinin latansı değerlendirilir(20). Sağlıklı bireylerde REM uykusu uyku başlangıcından 90-120 dakika sonra ortaya

çıkar ve gece boyunca her 90 dakikada bir tekrarlar.  Narkolepside en çarpıcı bulgu uykunun hemen başında ve ya ilk 20 dakikası içinde REM’ in ortaya çıkmasıdır(4). Narkoleptiklerde uyku latansı da

genellikle kısadır, hastaların %40-50’ sinde uyku başlangıcında REM evresi yer alır, sık sık ortaya çı –

kan uyanıklık reaksiyonları ile uyku bölünür, toplam uyku süresi kısalmıştır ve hem REM hem de

non-REM uykusunda hareket artışı olduğu görülür (5). Bu durum gündüz  artmış bir uyuklama ile te –

lafi edilir ve narkoleptiklerde sonuç olarak 24 saat içindeki uyku süresi sadece ya hafifçe artmış ya da

hiç artmamıştır. Polisomnografik incelemede REM ve non-REM uykusunun özelliklerinin kısa aralık –

larla birbirine karışmış olduğu görülür ( belirsiz uyku ). Narkolepsili hastalarda evre 1 uykusunun uza –

mış olması, uyku bölünmesi, uykuda periyodik bacak hareketleri ve huzursuz bacaklar sendromu gibi

diğer uyku bozuklukları da görülebilir.

            Gündüz yapılan bir çeşit polisomnografik test olan MSLT’ de hastalara herhangi bir uyarının

Bulunmadığı uyku laboratuarı koşullarında ikişer saat arayla 4 ya da 5 kez 20’ şer dakikalık uyma fır –

satı verilir ve uykusu gelirse uykuya direnmemesi söylenir. Daha sonra EEG kriterlerine göre ortalama

uyku latansı hesaplanır. Narkolepsili hastaların % 85’ inde bu testin sonucunda uyku latansı 5 dakika

ya da daha kısa bulunur veya 2 ya da daha fazla REM başlangıçlı uyku görülür, bu bulguların ikisi bir –

likte de olabilir (16).

            Bir çalışmada MSLT testinin tanı değerine bakılmış ve bu test, 170’ inde narkolepsi tanısı ko –

nulmuş 2083 olguda değerlendirilmiştir (21). İkiden fazla REM başlangıçlı uyku periyodu ile birlikte ilk

MSLT’ de uyku latansının 5 dakikadan kısa olmasının duyarlılığı %70, özgünlüğü ise %97 bulunmuştur.

Bununla birlikte bu bulguların saptandığı olguların % 30’ nda narkolepsi olmadığı görülmüştür. Bu so –

nuçlara göre MSLT ancak klinik bulguların varlığında değerli bir tanı yöntemidir, tek başına narkolepsi

tanısı koydurmaz ya da narkolepsi tanısını reddettirmez.

            Narkolepsinin tanı araçlarından biri de subjektif bir inceleme yöntemi olan Epworth uykululuk

ölçeğidir ( ESS ). Bu test günlük yaşamda karşılaşılan 8 farklı sükunet durumunda bireyin gündelik

uyuklama derecesini ölçen kendi kendine kolayca uygulanabilecek bir incelemedir (21). Hastalar bu 8

farklı sükunet durumunda uyuklama olasılıklarını 4 puan üzerinden değerlendirirler ( 0= hiçbirzaman,

3= yüksek olasılıkla ). Hipersomniye neden olan uyku bozukluklarında ESS ölçeği genellikle 10 puanın

üzerindedir (22,23).

            Narkolepsinin en özgün klinik bulgusu katapleksidir. Ancak katapleksi nadiren doktor tarafından

gözlemlenebilir, hastalar tarafından verilen bilgi sıklıkla güvenilir değildir, öykü olayı gören hasta ya –

kınları tarafından pekiştirilmelidir. Tek bir katapleksi atağı tanı için yeterli değildir. Katapleksiyi diğer

tipteki kas güçsüzlüğü ataklarından ayırmak için üç tipik durumda tetiklenmesini sorgulamak gerekir:

‘ bir şaka duyduğunuzda ya da şaka yaptığınızda, kahkaha atarken veya öfkeli olduğunuzda

oluyor mu ?’ ( 24 ). Yüz ve boyun bölgesinin etkilenmesi ektremitelerin etkilenmesine göre daha nar  -

kolepsiye özgü bir bulgudur. Atakların süresi, iki yanlı olup olmaması, bilinç değişikliğinin eşlik edip

etmemesi tanıya pek yardımcı olmaz.

            Narkolepsinin klasik tetradı hastaların sadece % 50’ sinde bütünüyle görülür. Semptomlar tek

tek ve silik olduğunda ise tanıya gitmek için aşağıdaki seçenekler uygulanabilir:

1)     GUD olmadan katapleksi varsa: GUD sıklıkla katapleksiden önce ortaya çıktığı için bu duruma pek rastlanmaz. Böyle bir durumda HLA tipi uygunsa, polisomnografi ve MSLT

blguları da destekliyorsa tanı büyük olasılıkla narkolepsidir.

            2 ) Tek semptom GUD ise: HLA tipi uygun, polisomnografi ve MSLT bulguları tipik ise tanı

                narkolepsidir.

            3 ) Katapleksi olmadan GUD, uyku paralizisi hipnagojik ya da hipnopompik halüsinasyonlar 

                varsa: Eğer polisomnografi ve MSLT tipikse bu durum narkolepsinin erken ya da hafif bir

                formu ile uyumlu olabilir. Eğer inceleme sonuçları tipik değilse o zaman tanı ancak katapleksi

                  ortaya çıktığında netleşebilir (11).

 

            TEDAVİ

 

            Narkolepside kullanılabilecek bazı ilaçlar bulunmasın karşın hastalığın kesin tedavisi yoktur.

Tedavi yaklaşımı semptomların şiddetine ve hastaya göre bireyselleştirilmelidir. Tedavi ile en iyi duru –

ma ulaşmak haftalar, aylar sürebilir. Bu sürenin sonunda bile GUD ve katapleksinin tam olarak ortadan

kaldırılması genellikle mümkün olmaz.

            Gündelik yaşam tarzında yapılacak değişiklikler: Hastanın tedavi planı konusunda eğitimi teda –

vinin önemli bir parçasıdır. Uyku deprivasynundan kaçınmanın ve uyku saatlerinin düzenli olmasının

önemi vurgulanmalıdır. Günde 2-3 kez 10-15 dakikalık kısa uykular GUD’ yi kontrol etmeye yardımcı

olur ama hastaya bunu önermek bazı durumlarda pratik bir yarar sağlamaz.

 

            GUD TEDAVİSİ

 

            Psikostimulanlar klasikleşmiş tedavi biçimidir. Amfetaminler, metilfenidat ve pemolin sinaptik

aralıkta norepinefrin, dopamin ve serotonin salımını arttırarak ve geri alımını engelleyerek monoamin

düzeylerini arttıran indirekt sempatomimetiklerdir. Bu ilaçlar psikomotor uyarıcı etkilerini santral dopamin sistemleri üzerinden gösterirler. GUD’ nin tedavisi hafif katapleksinin düzelmesine de yardımcı

olur.

            Bu grup ilaçların sık görülen yan etkileri sinirlilik, baş ağrısı, irritabilite, tremor, insomni, anoreksi

gastrointestinal huzursuzluk ve çarpıntıdır ( 25 ). İlaçlara karşı tolerans gelişebilir, bu durumda haftada

bir iki gün ilaç tatili yapılabilir, bazen ilaçlar tamamen kesilebilir. Stimulan ilaçlara bağımlılık gelişmesi

riski % 1-2 ‘ dir.

            Selejilin, MAO- B’ nin geri dönüşümsüz inhibitörüdür. Narkolepsili hastaların yaklaşık yarısında

GUD’ yi düzeltmede etkilidir, kataplektik ataklarda da etkili olabilir. Kötüye kullanımı azdır ve stimulan –

lardan daha iyi tolere edilir (4).

            Modafinil, GUD tedavisinde kullanılan yeni bir ilaçtır. Stimulan değildir, kötüye kullanım riski

düşüktür ve rebound ve hipersomni yapmaz (26,27). Uyanıklığı artıcı etkisini kısmen serotoninerjik

mekanizmalar üzerinden GABA salınmasını inhibe ederek gösterir (28). Hipotalamusun posteriyorunda

yer alan tuberomamiller çekirdeklerdeki uyanıklığı aktive eden histaminerjik nöronların aktivitesini

arttırır. Bu etkisini kısmen anterior hipotalamustaki ventro-lateral preoptik bölgenin inhibasyonu yoluyla

gösteriyor olabilir. Dopaminerjik sinapslara ya da melatonin sekresyonu üzerine herhangi bir etkisi

yoktur ama lateral hipotalamusta hipokretin içeren nöronların aktivitesini artırır ve bu etkiyle REM uy –

kusunun  süresini sınırlayabilir (11). Başlıca yan etkileri baş ağrısı ve bulantıdır.

 

            KATAPLEKSİ TEDAVİSİ

 

            GUD dopaminerjik mekanizmalar üzerinden ortaya çıkmaktadır. Katapleksinin patofizyolojisi

ve antikataplektik ilaçların etki mekanizması tartışmalıdır.  Trisiklik antidepresanlar katapleksi teda –

visinde genellikle etkilidir. Fluoksetin gibi selektif serotonin geri alım inhibitörleri de kullanılabilir (29)

           

            GELECEKTE NARKOLEPSİ TEDAVİSİ

            HİPOKRETİN

 

            Son yıllarda Lin ve ark.nın köpeklerdeki narkolepsiye Hcrtr2 genindeki mutasyonun neden olduğu bulgusu uyku bozuklukların mekanizmalarına ışık tutmuştur ( 12 ). Hipokretin içeren nöronlar

hem lokus seruleus ( noradrenalin ), rafe ( seratonin ), laterodorsal tegmental çekirdekler (asetilkolin)

ve ventral tegmental çekirdeklere ( dopamin ), hem de motor inhibisyonla bağlantılı beyin sapı bölge –

lerine giderler. Hipokretin sisteminin fonksiyonlarının kaybı beyin sapındaki motor eksitatör sistemde inhibisyona neden olarak katapleksiye yol açabilir, kolinerjik ve aminerjik uyanıklık sistemlerinin

inhibisyonu ile ya da önbeyindeki hipnojenik sistemlere giden eksitatör uyarıların azalması ile uyku

artışına yol açabilir. Gelecekteki çalışmalar Hcrtr2 agonistleri ve antagonistlerinin uyku ve uyanıklık

üzerine olan etkileri ile hipokretinlerle HLA-DQB1*0602 arasındaki etkileşimlere odaklanacaktır (6).

 

 

           KAYNAKLAR

 

1.         Kayrak Ertaş N,Narkolepsi.Uyku Bozuklukları,DEU Tip Fakültesi Özel Sayısı ;101-107

2.         Yoss RE,Doly D.Criteria for the diagnosis of the narcoleptic syndrome.Proc Staff Meet Mayo Clin 1957;320-328

3.         National Institutes of Health.National Heart Lung and Blood Institute.Narcolepsy.Bethesda: National Heart Lung and Blood Institute;NIH Publication No.96-3649,1996.

4.         Aldrich MS.Narcolepsy.New Engl J Med 1990;323:389-394

5.         Bassetti C,Aldrich MS.Narcolepsy.Neurol Clin 1996;14:545-571.

6.         Michael Thorpy.Current concepts in the etiology,diagnosis and treatment of narcolepsy.Sleep medicine 2001;2:5-17.

7.         Mignot E.Genetic and familial aspects of narcolepsy.Neurology 50 1998;16-22.

8.         Nishino S,Reid MS,Dement WC et al.Neuropharmacology and neurochemistry of canine narcolepsy Sleep 1994;17:84-92.

9.         Aldrich MS,Prokopowicz G,Ockert K et al.Neurochemicalstudies of human narcolepsy:alphaadrenergic receptor autoradiography of human narcoleptic brain and brainstem.Sleep 1994;17:598-608.

10.     Aldrich MS,Hollingsworth Z,Penney JB.Dopamine-receptor autoradiography of human narcoleptic brain.Neurology 1992;42:410-415.

11.     Shneeerson JM.Excessive daytime sleepiness.In:Handbook of sleep Medicine.Blackwell Science,USA,Canada;Australia,2000;110-135.

12.     Lin L FaracoJ,Li RKadotani H et al.The Sleep disorder canine narcolepsy is caused by a mutation in the hypocretin(orexin) receptor 2 gene.Cell 1999;98:365-376.

13.     Mignot E.Genetic and familial aspects of narcolepsy.Neurology 1998;50:16-22.

14.     Nishino S,Ripley B,Overreem S et al.Hypocretin (orexin)  deficiency  in human narcolepsy.Lancet 2000;355: (9197):39-40,

15.     Gren PM,Stillman MJ.Narcolepsy.Signs,symptoms,differential diagnosis and management.Arch Fam Med 1998;7:472-478.

16.     American Sleep Disorders Assosiation.International classification of sleep disorders,revised:diagnostic and coding manual.Rochester,Minnesota:American Sleep Disorders Association 1997.

17.     Passouant P,Billard M.The volution of narcolepsy with age.In:Guilleminault C editors.Narcolepsy,New York:Spectrum,1976.

18.     Diagnostic Clasification Steering Commitee,Thorpy MJ.ICSD-International clasification of sleepğ disorders.Diagnostic coding manual.Rochester,MN:American Sleep Disorders Association,1990.

19.     Carscadon MA,Dement WC,Mitler MM et al.Guidelines for the multiple sleep latency test (MSLT): a standart measure of sleepiness.Sleep 1986;9:519-524.

20.     American Sleep dsorders Association.Practice parameters for the indications for polysomnography and related procedures.Sleep 1997;20:406-422,

21.     Aldrich MS;Chervin RD.Value of the multiple Sleep Latency test(MSLT) for the diagnosis of narcolepsy.Sleep 1997;20:620-629.

22.     Johns MW.A new method of measuring daytime sleepiness:the Epworth Sleepiness Scale.Sleep 1991;14:540-545

23.     Parkes JD,Chen SY,Clift SJ et al.The clinical diagnosis of the narcoleptic syndrome.J Sleep Res 1998:7:41-54

24.     Anic-Labat S,Guilleminault C,Kraemer HC et al.Validation of cataplexy questionare in 983 sleepdisorders patients.Sleep 19999;22:77-87

25.     Mitler MM,Aldrich MS,Koob GF et al.Narcolepsy and its treatment with stimulants.Sleep 1994;17:352-371

26.     Ferraro L ,Antonelli T,O’connor WT et al.Modafinil:an antinarcoleptic drug with a different neurochemical profile to d-amphetamine and dopamine uptake blockers.Bial Psychiatry 1997;42:1181-1183

27.     Gold LH,Balster RL.Evaluation of the cocaine like discriminative stimilus effects and reinforcing effects of modafinil.Psycopharmacology (Berl) 1996:126:286-292

28.     Ferraro L,Antonelli T,Tanganelli S et al.The vigilance promoting drug modafinil increases  extraceluler glutamate levels in the medial preoptic area and the posterior hypotalamus of the conscious rat:preventation by local GABAA receptor blocade.Neuropsycopharmacology 19999;20:346-356

29.     Frey J,Drbonne C.Fluoxetine supresses human cataplexy:a pilot study.Neurology 1994;44:707-709

 

 

 

                   

 

           

 

 

 

 


 

.SAĞLIKLI UYKU
UYKUDA SOLUNUM BOZUKLUKLARI
UYKU BOZUKLUKLARI
UYKU LABORATUVARI
BASINDA UYKU
LİNKLER.