Bugünün Tarihi:
 
Sık Kullanılanlara Ekle

 LİTERATÜR 021:

< ANASAYFA      

                                                                                                       

 

HORMONLAR ve SOLUNUM

 

Hormonlar, hücrelerin ve organların birbirleri ile haberleşmesini, koordine çalışmasını sağlarken, iç ortamın korunmasını, enerji üretimini, depolanmasını ve kullanımını, dış ve iç ştreslere uygun yanıtlar vermesini, büyümeyi ve üremeyi konrtrol eder. 1985’lere kadar endokrinoloji textbook’larında: “solunum endokrin kontrol altında değildir” ifadesi yer almaktaydı, oysa bugün ,solunumun kontrolünün : hem volanter (korteks) , hem de involanter (emosyonel,metabolik,nöral,endokrin)     kontrol mekanizmaları tarafından kontrol  edilmekte olduğu biliniyor.

Endokrin ve sinir sistemi kompleks bir etkileşime sahiptir.Sinir sistemi lokal veya sistemik dolaşım yolu ile etki gösteren biyokimyasal ajanları üretir ve salar. Dolaşımdaki hormonlar otokrin ( üretildiği hücrelerde) veya parakrin  ( bitişik –komşu hücrelerde ) etkiler gösterebilir. Bir hormonun etkisi, farklı dokularda veya aynı dokuda farklı zamanlarda  değişiklik gösterebilir. Diğer hormonal veya nonhormonal regülatörlerin varlığında bir hormonun etkisi güçlenebilir veya engelenebilir.

Finlandiya’da Turku Üniversitesi Göğüs Hastalıkları bölümünden Tarja Saaresranta ve Olli Polo bu konuda bir derleme hazırlayarak Chest dergisinde yayınladılar (Chest. 2002;122:2165-2182) Şu sonuca vardılar; Bir vital fonksiyon olarak solunum: Spesifik hormonlarla düzenlenmemekle birlikte geniş bir seri hormon tarafından etkilenir.

  

HORMONLAR

 

Santral veya periferik  kemoreseptörlerle solunumu SSS seviyesinde stimüle eder ( örn: progesteron ), veya bazal metabolik hızı değiştirerek ( örn. Tiroid hormonları ) etkiler.

 

Uzun dönemde hormonların solunumda indirekt etkileri mevcuttur:

*asit baz dengesinin ayarlanması

*vücut ısısını regülasyonu

*kas ve yağ kitlesinin ayarlanması gibi.

 

Endokrin ajanlar solunumum potensinin düşürülmesi ve arttırılmasında da etkilidir. Uyku sırasında üst hava yollarının kollapsını azaltır, (örn. Progesteron ) veya bronkodilatasyon (epinefrin ) veya bronkokonstrüksiyon ( örn: histamin ) yapar.

Obstruktif sleep apne sendromu ( OSAS ) serum hormon seviyelerini etkiler ancak bu etki CPAP tedavisi ile düzelebilecek şekildedir. Çesitli endokrin bozukluklarda ve menapozdan sonra uyku solunum bozukluğunun prevelansı  artmaktadır.

İlk kez Hamilelik sırasında hiperventilasyon ve düşük PaCO2 tanımlanmıştır. Mestrüel siklusun luteal fazında solunumda görülen değişikler ve progesteronun etkileri ise 50 yıldır bilinmektedir.

 Solunumsal cevaplar cinsler arasında farklı (kadınlarda ventilatuar cevaplar daha düşük ) hiperkapnik ventilatuar cevap ( HCVR ) menstrüel siklusun luteal fazında follüküler fazından daha yüksektir.

 

SOMATOTROPİK AKS:

 

GH

IGF-I

Somatostatin

 

Reprodüktif hormonlar.

FSH ve LH

Progesteron

Öströjenler

Prolaktin

 

ADRENOKORTİKOTROPİK AKS.

 

CRH ve kortizol

Tiroid hormonlar

Katekolaminler

 

Diğer hormonlar

( leptin,noropeptid Y,insulin ,

seratonin,asetilkolin,glutamat,histamin,substans P,

VIP,GABA ,glisin,kolesistokinin.  

 

SOMATOTROPİK AKS:

 

GH: (Büyüme Hormonu)

 

GHRH : GH sekresyonu Û

Somatosatin : GH sekresyonu Ü

 

GHRH : Derin uyku - slow wave sleep ( SWS ) stimülanı ve GH Salınımını artırıcı etkiler yapar

GH sekresyonu: yaş,cins,menstrüel siklus fazı,pupertal durum,beslenme,uyku kalitesi,fiziksel egzersiz ve vücut kompozisyonuna bağlıdır.

Visseral yağ : Gh sekresyonununda (-) feed back güçtür.

Vücut Kitle İndeksinde her 1.5 kg/m2 lik artış 24 saatlik GH sekresyonunda % 50 azalmaya neden olur.

Bazal ve stimüle GH sekresyonları kadınlarda menapoza kadar erkeklerden daha fazladır.

GH’un nokturnal sekretuar puls amplitütleri ve total 24 saatlik sekresyonu yaşın artması ile birlikte düşmektedir.

Adult dönemde serum testesteron ve östrodiol seviyeleri hem ortalama GH seviyelerinin hem de GH sekretuar patlama kitlesinin + belirleyicisidir.

OSAS’lı hastalarda GH sekresyonu düşüktür.

Horlayanlarda nazal solunumun iyileşmesi , nokturnal GH salınımını arttırır.

GH düşüklüğü ,düşük GH salınımı ile ilişkilendirilen obezite ile primer olarak ilişkili görülmemektedir,

GH tedavisi ile pulmoner fonksiyonların iyileştiğini gösteren raporlar mevcuttur. Çünkü CPAP tedavisi bu hastalarda GH sekresyonunu birkaç saat içinde arttırmaktadır.

Örneğin:son dönem COPD’li bir erkek hastada, yüksek doz ( 27IU/d 0.3 IU/kg) human rekombinan GH kullanımı ile Serum IGF-I Û , Peak expiratuar flow hız Û (birkaç gün içinde), ve solunum kaslarının gücü Û ( 10 gün içinde )

COPD ‘li 7 hasta 3 hafta GH tedavisinden sonra Maksimal inspiratuar basınç iyileşmiş, FEV1,FVC,PaO2,PaCO2 ve arterial pH değişmemiş.

Adult başlangıçlı GH eksikliği olan ramdomize kontrollü bir çalışmada ,düşük doz ( 0.5-1 IU/d ) hum rekom. GH pulmoner fonksiyonları ve respiratuar kas gücünü arttırmamış ( IGF-I artmasına rağmen )

Prader-Willi sendromu hipotalamik yetmezliğin çeşitli belirtileri ile giden bir hastalık Major bulguları: İnfantil hipotoni,mentel retardasyon,davranış bozukluğu, obezite,hipogonadizm,anormal respiratuar cevaplar ve OSAS Prader Wlli’li çocuklarda GH tedavisiÚ ventilasyonu, santral inspiratuar kontrolu, hava yolu okkuzyon basıncını ve HCVR’yi arttırır. Ventilasyonun iyileşmesi vücut kitle indeksinin düşmesi ile korele olmadığından işlev mekanizması,inspiratuar kas gücünün artması olarak görünüyor.

 

 

IGF-I   ( Somatomedin –C):

 

Başlıca KC’de üretilir.( ekstrahepatik dokularda da üretilir.)  GH Ú IGF-I sekresyonunu ve IGF-I bağlayan proteinin üretimini arttırır. Kasta GH’un anabolik etkilerine aracılık eder. Açlıkta IGF-I konsantrasyonu Ü,iyi beslenmede Û Endojen östrodiol ve GH hedef dokularda IGF-I ekspresyonunu stimüle eder. Düşük doz östrojen, IGF-I Û, oysa yüksek doz  IGF-I’i Ü IGF-I seviyeleri yaşla birlikte düşer. sağlıklı erkeklerde 18-21 yaşından sonra her 7 yılda %50 azalır.

Kadınlarda menapozdan önce daha az düşer ama postmenapozal dönemde bu azalma hızlanır. Menapozdan sonra östrodiol sekresyonunun düşmesi bu farklılığa katkıda bulunur oysa yalnızca progesteron tedavisi post men.kadınlarda yalnız başına IGF-I seviyelerini arttırmada yeterlidir.

Solunum havasındaki O2 içeriği IGF-ı sekresyonuna katkıda bulunur. Ratlarda hiperoksi IGF-I sekresyonunu ve tip I reseptörlerini  arttırır Yenidoğan kuzularda kronik hipoksemi GHsekresyonunu değiştirmeden IGF-I sekresyonunu azaltır. IGF-I reseptörleri beyinde ve cerebellümde santral kemoreseptörler çevresinde lokalizedir.

Hamilelikte,menstrüel siklusun luteal fazında, postmenapozal kadınlarda progesteron tedavisi sırasında progesteron artışı ile eş zamanlı olarak IGF-I ve solunumda artış gözlenir. IGF-I , progesteronun indüklediği ventilatuar stimülasyona katkıda bulunur.

Akromegaliklerde IGF-I  ,atmış solumunda kontrol yapar gibi görünüyor. GH analogları uyku solunum bozuklukları tedavisine serum IGF-I düzeyini arttırarak yanıt verir.

OSAS’lı çocuklarda adenotonsillektomiden sonra serum IGF-I konsantrasyonu artar.

Yetişkin horlayanlarda Nazal CPAP tedavisi ile nazal solunumun düzeltilmesi  IGF-I seviyelerinde artışa neden olur.

 

 

SOMATOSTATİN:

 

GHRH inhibitörüdür.

Somatostatin GH bağımlı IGF-I üretimini azaltırken,IGF-I somatostatini stimüle eder.

Somatostatin hayvanlarda santral respiratuar kontrolu baskılar.İnsanlarda  da benzer rolu olduğu varsayılır.

Ani bebek ölümü sendromunda patofizyolojide rol oynayabilir.Bu vakaların beyin sapındaki respiratuar nükleuslarda somatostatin bağlayan alanlarda artış,hipoksik ventilatuar cevapta (HVR) bir eksiklik görülmüştür.

Yetişkin ,insanlarda somatostatin infüzyonu HCR ve periferik HCVR’i düşürür.

Yaşlılarda artmış somatostatin salınımı ,yaşla birlikte uyku solunum bozukluklarının artışının bir açıklaması olabilir.

 

REPRODÜKTİF HORMONLAR:

 

Progesteron potent bir respiratuar stimülandır.

Progesteron, östrojen, prolaktin, HCG/LH reseptörleri, trakea, Akciğerler, beyin ve beyin sapı gibi çeşitli dokularda lokalizedir.

Ventilatuar cevaplar cinsler arasında farklılık gösterir.

Premenstrüel kadınlarda , ventilatuar cevaplar menstruel siklusun luteal fazında folliküler faza göre artmıştır.

Erkeklerde HVR , dinlenme durumunda O2 kullanımı ile + korele

Uyku sırasında hipoksik cevap kadınlarda erkeklerden daha düşüktür.

Menapozdan sonra kadınlar uyku solunum bozukluklarından daha uzun korunamıyor gibi görünmektedir.

Bazı çalışmalarda menopozun etkilerin olmadığı bulunmuştur.

Block ve arkadaşları postmenapozal kadınlarda apneik kanıtlar ve oksijen desaturasyonunun premenapozal kadınlardan daha belirgin olduğunu bulmuşlar.

Erkeklerde yaşamları boyunca uyku solunum bozukluklarının prevalansı artmış olmasına rağmen kadınlarda 50 yaşından sonra daha belirgin olarak görülmektedir.

Harman ve  arkadaşları obez premenapozal kadınların hiçbirinde uyku sırasında desatürasyon bulamadılar. Oysa hipogonadizmli bir erkek dışında tüm erkeklerde desatürasyon bulmuşlar.

Postmenapozal uyku solunum bozukluğu, kadın hormonlarının azalmasına bağlı ventilatuar kontrolün azalmasi ile ilişkilendirilir.oysa premenapozal kadınlarda etyolojik faktör olarak yapısal anormallilikler ön plandadır.

 

FOLLİKÜL STİMÜLAN HORMON ve LUTEİNİZAN HORMON

 

Ovaryal fonksiyonların kesilmesi ,  östrodiol ve progesteronun FSH ve LH süpresyonuna ( - ) feed-back’i kalkmasına  ve bu gonodotropinlerin sekresyonunun artışına neden olur.

OSAS’lı hastalarda serum LH seviyeleri düşük veya normal olabilir.

COPD’li erkekler ise kontrollere göre daha yüksek LH konsantrasyonlarına sahiptir.ve bazılarında FSH seviyeleri de artmıştır.

Respiratuar yetmezlikli postmenapozal kadınlarda FSH ve LH’da ventilatuar yetmezlikle simultane olarak düşüş görülür.

Bu hormonlar direkt veya indirekt olarak solunumu kontrol eder.

 

 

PROGESTERON:

 

Endojen progesteron ve medroksiprogesteronasetat (mpa) nın solumdaki stimulatör etkileri çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Pregnanalon gibi diğer endojen progestinler çalışılmamıştır.

Gebelikte ve menstrüel siklusun luteal fazındaki progesteron artışı hiperventilasyon ve düşük CO2’i açıklamaktadır.

Siklik değişikşikler menapozdan sonra kesilmektedir.

Block ve Cowerkers’ın yaptıkları arştırmada:

Postmenapozal kadınların % 60’ında

Premenapozal kadınların %11’inde

nokturnal desatürasyon,hipopne veya apne ;tespit etmişler.

Bu gibi durumların düzenli menstruasyonu olan kadınlarda ise prog. ve E2 ‘nin en yüksek olduğu midluteal fazda en az olduğunu bulmuşlar.

Gebelik sırasında oksijenasyon iyidir ve uyku solunum bozuklukları azalmıştır.

Progesteron üst hava yollarının fonksiyonunu iyileştiriyor olabilir.

menstruel siklusun luteal fazında, premenapozal kadınlarda post menapozal kadınlara göre tonik ve peak fazik genioglossus aktivitesi daha yüksektir,oysa üst hava yolları rezistansı farklı değildir.

Prog. konsantrasyonu ,tonik ve fazik genioglossal EMG aktivitesi ile + koreledir.

Postmenapozal kadınlarda  kombine östrojen ve progesteron tedavisi genioglossal EMG aktivitesini arttırır.

Premenapozal kadınlar etanol alımı ile indüklenen uyku solunum bozukluklarına dirençlidir. ( üst hava yollarının potensine progesteronun koruyucu etkileri sebebiyle )

Sentetik progestinler ( MPA ve chlormadinone asetate respiratuar stimülasyon için kullanılmaktadır.

Apneik ve hipopneik  olaylar sırasında progesteron kullanımının kan gaz seviyeleri ve uyuklamayı iyileştirdiğini gösteren birkaç çalışma mevcuttur.

Postmenapozal kadınlarda MPA monoterapisi apneik olaylar sırasında max. bir iyileşme göstermiş. Bu kadınların OSAS’ ı yokmuş, MPA 60 mg/gün ,2 hafta uykuda parsiyal üst hava yolu obst. olan post men. kadınlarda ventilasyonu düzeltmiş. Ancak apne-hipopne ( AHI ) indeksi düşük olanlarda nazal CPAP tedavisinden daha az effektif olma eğilimindeymiş.

Chlormadione acatate, 25 mg bid, 7 gün, AHI düşürür ve SaO2 ve HCVR’i arttırır.

Östodiol progesteron reseptörlerinin sayısını arttırır.Bu yüzden östrojen ile progestin kombinasyonu teorik olarak daha yararlı olabilir.

kombine terapi ile yapılan çalışmalarda ( MPA 2,5-10 mg ) postmenapozal kadınlarda uyku solunum bozukluğunda iyileşme görülmüş.

Obezite –hipoventilasyon sendromunda sublingual MPA tedavisi arterial kan gaz seviyelerinde düzelme yapmış.

Başka bir çalışmada : İM progesteron tedavisi verilen erkek OSAS hastalarında ise  PaO2 daha düşük ve daha hiperkapneik imişler.

MPA tedavisinin  KOAH’lı erkek hastalarda kullanımı tartışılmaktadır. Respiratuar yetmezlikli posmenapozal kadınlarda ise daha uyumlu sonuçlar gözlenmektedir..

Progestinlerin dikkate değer ancak açıklanamayan respiratuar etkileri vardır.

Postmenapozal kadınlarda progestinle indüklenmiş ventilatuar iyileşme haftalarca sürerken erkeklerde daha kısa sürer.

Postmenapozal kadınlarda östrojen ve progesteron seviyeri erkeklerle aynı seviyede olmasına rağmen androjen seviyeri daha düşüktür.androjenler progesteron reseptörlerini down regüle eder.progesteronla indüklenmiş respiratuar stimülasyonun kısa sürmesinin nedeni androjenlerin bu etkileri olabilir.

 

ÖSTROJEN :

 

Fertil kadınlarda östrojenler overlerden salınır.östrodiol formundadır.

Menapozdan sonra ise major östrojen eston olup adrenal tarafından üretilir.

Periferik yağ doksunda başlıca androstenedion olmak üzere androjenlere aromatize olur.

Düzenli mentruasyonu olan kadınlarda progesteron ve östrojenin en yüksek olduğu midluteal faz sırasında hipopne epizotlarının sıklığı en azdır.

Östrodiol progesteron reseptörlerinin up-regülasyonu için gerekli olduğundan etkisi dolaylı gibi görünmektedir.

Post menpazol  vasomotor semptomların kontrolu için kullanılan dozlarda östrojen tedavisi AHI düşürür ve apneik olaylarla ilişkili en düşük O2 satürasyonunu arttırır.

Sleep –apne prevelansı östrojen kullanan postmenapozal kadınlarda hiç hormon replasman tedavisi almayanlardan daha düşüktür. (%1,5-% %,5 ) bu kadınlarda bronşial obstruksiyon da daha azdır.

Östojenler astımlı hastalarda solunumu bozabilir, orta derecede astımı olan post menapozal kadınlarda östojen replasman tedavisi astım semptomlarını kötüleştirir ve bronkodilatatör alımını arttırır.

Ciddi obstruktif hava yolu hastalığına sahip bir postmenapozal kadında östrojenle indüklenmiş bronkospazmın rapor edilidiği bir çalışma da mevcutur.

 

TESTESTERON

 

Solunumun kontrolüne katkıda bulunan bir androjen olup rolu tam açıklanamamıştır.Uyku-solunum bozukluğundaki rolu de tartışmalıdır.

7 obez erkek hastada yapılan bir çalışmada hepsi hipogonadal ve nokturnal hipoksemi veya uyku solunum bozukluğuna sahipmiş.

Eksojen testesteron hem kadın hem de erkeklerde sleep apne ile sonuçlanan HVR’ı arttırır veya suprese eder.

70 yaşında nonobez testesteron salgılayan over tm’i olan bir kadında tm’in çıkarıldıktan sonra sleep-apne düzelmiştir.

Androjenler öst. ve prog. Reseptörlerini down regüle eder.Östron seviyelerini arttırır. ( östrodiol ve progesteron değil )

Testesteron HVR ve metabolik hızı arttırır.kronik respiratuar yetmezlikli erkek hastalarda serum testesteron kons. PaO2 ile pozitif korele imiş.

Ciddi desatürasyon gösteren OSAS’lı erkek hastalarda serbest ve total testesteronun düştüğünü ve CPAP tedavisinden 3 ay sonra endokrin bozukluğun düzeldiğini gösteren çalışmalar olduğu gibi CPAP tedavisinden cevap alınamayan bazı  hastalarda da normal testesteron seviyeleri gözlenmiştir.

Testesteronun hiçbir etkisinin olmadığını gösteren çalışmalar da vardır.

OSAS’lı erkek hastalara flutamid ile uygulanan androjen blokajı uyku solunum bozukluğuna veya kemosensitiviteye hiçbir etki göstermemiş.

 

 

PROLAKTİN

 

   Tirotropin relasing hormon

    Vasoaktif intestinal polipeptid   

    Oksitosin 

    Anjiotensin II

   

 

 

PROLAKTİN salınımını Û

    Dopamin

    GABA 

 

PROLAKTİN salınımını Ü

 

Premenepozal kadınlarda serum prolaktin seviyesi Postmenepozal kadınlardan  ve erkeklerden daha yüksektir. Postmenep. Kadın ve erkekde pulsatil prolaktin sekresyonu benzerdir. Östrojen , prolaktin gen transkripsiyonunu stimüle eder ve pulsatif prolaktin sekresyonunu artırır. Prolaktinin akciğerlerde sürfaktan üretimini stimule ettiği sanılmaktadır.

Yetişkinlerde solunumda  prolaktinin de işin içine girdiğini gösteren bazı kanıtlar var ( direkt and indirekt ) Sağlıklı premenepozal kadınlarda akut hipobarik hipoksi bazal prolaktin seviyelerini düşürür.

İnsülinin neden olduğu hipoglisemiye bozulmuş prolaktin cevabı obsrüktif apnesi olmayan fakat nokturnal hipoksemili obez kadınlarda  daha ciddi oksijen desatürasyonu  ile ilişkilidir.

Erkek atletlerde oksijen solunumu serum prolaktin konsantrasyonunu artırır.

CPAP tedavisinin etkisi yoktur veya OSAS’lı hastalarda serum prolaktin seviyelerini düşürebilir.

Bu yüzden stabil KOAH’lı hipoksik erkek hastalar normal bazal prolaktin seviyelerine sahip gibi görünüyor.

Respiratuvar yetmezliği olan postmenapozal kadınlarda MPA tedavisi ile respiratuvar stimülasyonu takiben prolaktin seviyesi artar.

  

ADRENOKORTİKOTROPİK AKS

 

KORTİKOTROPİN RELEASİNG HORMON

 

Kortikotropin releasing faktör olarak da adlandırılan CRH , GHRH ‘nın düzenleyicisi sayılır. Yaş ile GHRH /CRH oranı  CRH lehine değişir. CRH reseptörleri beyinde solunum kontrolunuda içeren geniş bir alanda dağılmıştır. CRH hem sağlıklı erkeklerde hemde respiratuvar yetmezlikli hastalarda bir santral respiratuvar stimülan olarak etki eder. Birkaç dakika içinde solunum hızını ve tidal volümü artırır, kan oksijen satürasyonunu hafifçe artırır , end tidal CO2’i düşürür. CRH –indüklenen solunum stimülasyonu savaş veya kaç durumu için uygun bir cevaptır.

 

KORTİZOL

 

Kortizol akciğer matürasyonunda önemli bir role sahiptir ama solunum kontrolünde muhtemel etkileri bilinmiyor. Kortizol konsantrasyonun akşam yüksekliği ,sağlıklı kontrollerde ve gece semptomu olan astımlılarda gece semptomu olmayanlara göre daha yüksek görülür. Akut uyku yoksunluğu ,gece kortizol seviyelerinde yükselmeye yol açar. Bu yüzden kortizol seviyelerindeki artış nokturnal astımlı hastalarda parsiyel uyku kaybı ve uyku parçalanmasına  stres yanıtını yansıtır gibi gözüküyor.

 

TİROİD HORMONLARI

 

HİPOTİROİDİ:

 

Hipoventilasyon

Hipoksi

Hiperkapni

Azalmış ventilatuar cevap

 

HİPERTİROİDİ:

 

Dispne

Hiperventilasyon

Artmış ventilatuar cevap

 

Hipotiroidik hastalarda inspiratuar ve ekspiratuar kas gücü TSH konsantrasyonu ile ters orantılıdır.tiroksin tedavisi hipotiroidinin indüklediği uyku solunum bozukluklarını iyileştirir.Ancak özellikle iskemik kalp hastalıklı veya obez hastalarda nazal CPAP tedavisine ihtiyaç vardır.

OSAS’lı hastalarda düşük olan TSH seviyeleri nazal CPAP tedavisi ile daha da düşer.Bu düşüş ciddi nokturnal hipoksemili hastalarda söylenmiş olabilir.

ancak mekanizma halen bilinmemektedir.

Ratlarda TRH solunumu stimüle eder ,bu TSH ile ilişkili değildir.

 

KATEKOLAMİNLER

 

EPİNEFRİN VE NOREPİNEFRİN

 

Uyku başlangıcında epinefrin ve norepinefrin düşer. Nokturnal üriner ve plazma norepinefrin seviyeleri OSAS’lı hastalarda normal veya artmıştır. NE konsantrasyonu OSAS ciddiyeti ve SaO2 ile korele görünmektedir. Yapılan bir çalışmada sabah üriner ve plazma  NE seviyeleri CPAP tedavisi ile  düşmüş, epinefrin seviyeleri ise değişmemiştir. Ciddi nokturnal hipoksemisi olan OSAS’lılarda ise CPAP tedavisi ile hem E hem de NE düşmüştür. OSAS’ı olan NIDDM hastalarda ise CPAP tedavisi ile bu hormonların seviyelerinde değişiklik olmamıştır.

Obstruktif apne epizotları ve NE seviyeleri arasında bi ilişiki olduğunu gösteren birçok çalışma rapor edilmiştir.Oysa eipefrin ile ilgili yapılan çalışmalar daha azdır.OSAS’da plazma NE konsantrasyonu ile oksijen satürasyonu arasında pozitif bir korelasyon vardır.

Epinefrin bronkodilatasyon yapan bir ajandır.

NE, solunum kontrolunde rolu olan karotid cisimlerde saptanmıştır.

Köpeklerde hem santral hem de periferik epinefrin verilmesi solunum hızı ve tidal volumu arttırır.

Aksine santal epinefrin verilmesi solunum hızını düşürebilir de.

İnsanlarda respiratuar asidoz, E ve NE konsantrasyonunu arttırır.

 

DOPAMİN

 

Karotid cisimlerde DA konsantrasyonu yüksektir. Hipoksinin kemoresepsiyonunda nörotransmitter olarak rol oynar. İnsan ve hayvanlarda IV DA infüzyonu ile ventilasyonun düştüğü , DA res. antogonistlerinin verilmesinden sonra ise arttığı görülmüştür. Hipoksi hem KOAH hem de kontol grubunda üriner DA çıkışını azaltır.

DA kan beyin bariyerini geçmez bu yüzden etkileri santral yol ile olmayabilir. SSS de  DA reseptörleri bulunmuş bunlar bazı mekanizmalar ile solunumun santral kontrolunu  etkileyebilir.

 

LEPTİN

 

Adipoz dokuda üretilen bir peptittir. Yağ dokusu , serum leptin konsantrasyonu için güçlü bir prediktördür. Adipoz dokuya ilave olarak leptin reseptörleri beyin,K.C, kalp, böbrek, testis,overlerde de bulunur. Leptin enerji balansının regulasyonunda görevlidir.Son zamanlarda solunum kontolu ile de ilişkilendirilmektedir. Serum leptin seviyeleri erkeklerde kadınlardan daha fazla olup kadınlarda da mens.siklusunun lutel fazında ve hamilelikte artış gösterir.

Seks steroidleri ile ilişkisi tartışmalıdır. Bazı çalışmalarda leptin ve progesteron seviyeleri arasında + korelasyon görülmüştür. Leptin, menapoz öncesinde men. sonrasına göre daha yüksek bulunmuştur, ancak aksini gösteren çalışmalarda mevcutttur. Leptin nöropeptid Y salınımını inhibe eder,CRH salınımını stimüle eder. CRH solunumu stimüle ederken nöropeptid Y solunumu inhibe ettiği için leptin solunum kontrolü etkileyebilir.

Leptin eksikliği olan obez mutant farelerde leptin infüzyonu uyku ve uyanıklıkta ventilasyonu arttırır (özellikle REM peryodunda.) Leptinin solunum üzerindeki stimülan etkileri kilo, CO2 üretimi ve yiyecek alımından bağımsız olup santral respiratuar kontrolu  direkt olarak etkilemektedir.

Hiperleptinemi  hiperkapnik solunum yetmezlik ile ilişkilidir. Obez hiperkapniklerde leptin seviyeleri ökapnik olanlara göre daha yüksektir.

Serebrospinal sıvıda leptin konsantrasyonu kişiler arasında 4 kata kadar farklılık gösterebilir.Bu da bazı obez kişilerde hipoventilasyondan daha çabuk etkilenmeyi diğerlerinde etkilenmemeyi  açıklayabilir.

OSAS’lı hastalar hiperleptinemik olup bu nazal CPAP tedavisi ile normale döner.

Nazal CPAP tedavisi ile leptin resp. sensitivitesi geri döner yada solunum düzeltildiğinde solunum stimülasyonu için daha az leptin ihtiyacı olur.

 

NÖROPEPTİD Y

 

Hayvanlarda solunum ile ilişkilendirilmektedir. Santral olarak verilen nöropeptid Y solunum hızını düşürür. İnsanlarda solunum kontrolundeki rolu tam olarak bilinmiyor.

Postmortem 19 hastada yapılan bir çalışmada ölümden 10 gün önce resp. yetmezliği olan bu kişilerin beyninde infundibular nukleusta nöropeptid Y seviyelerinin çok yüksek olduğu bulunmuş.(Oysa ölümden iki gün önce  kardiovasküler problemleri başlayan yada bunlarla ilişkili olmayan bir nedenle ölenlerde Nöropeptid Y seviyeleri düşükmüş.)

 

İNSÜLİN

 

Solunumun kontrolünde rolü olabilir. Nondiyabetik erkeklerde,insülin ve açlık insülin rezistans indeksi,FVC ve FEV1 ile ters koreledir.

Santral sleep apnenin insidansı,otonomik nöropatili  IDDM’da artmış görünüyor.

Serebellum ve beyin sapında insülin reseptörlerinin lokalizasyonu, solunum  kontrolunde insülinin rolunu akla getirmektedir.

Hayvan çalışmalarında ise solunum kontrolunde

insülinin direkt olarak etkilerinin olmadığı son çalışmalarda gösterilmiştir.

 

 

SEROTONİN

 

Respiratuar ritmi spinal kord seviyesinde frenik motornöronların aktivitesini arttırarak düzenler.

OSAS’ta uyku solunum bozukluğunda bir iyileşme olsun yada olmasın serotonin uptake inhibisyonu genioglossal EMG aktivitesini arttırır. Serotoninerjik ajanlar faringeal kaslara santral ventilatuar kontrolu attırabilir. Fluoxetin,buspiron,imipramin ve paroxetin bazı hastalarda non-REM uykuda iyileşmeye yol açabilir.

 

ASETİLKOLİN

 

Hayvanlarda santral ve periferik verilmesi solunum hızını arttırır.başlangıçta tidal volumu düşürür,sonra arttırır.

Kronik hava yolu obstruksiyonu olan hastalarda asetlkolin histaminden daha güçlü bir bronkokonstruktiftir.

Solunumun santral kontrolünde eksitatuvar bir rol oynar. Hayvan modellerinde nuc.tractus solitariusta glutamat konsantrasyonunda bir düşüş ile ilişkili olan hipotermi sırasında HVR düşer

 

HİSTAMİN

 

Bronkokonstriktör olarak bilinir. İnsanlarda ventilasyon ve HVR’yi arttırır.SSS ve periferik sensorial reseptörleri etkileyerek respiratuar aktiviteyi düzenler.

Ratlarda somatostatinin etkilerine antagonisttir. Ani bebek ölümü sendromu kurbanlarında medulla oblanbatada yüksek konsantrasyonda bulunmuştur.

Adult OSAS hastalarında da kontrollere göre daha yüksektir.

Tersine olarak ani bebek ölümü send.için risk faktörü olan immunreaktiviteyi düşüreceğini söyleyen çalışmalar da vardır.

 

 

VIP

 

İnsanlarda ventilasyon ve HVR’i  substans P’den daha az olarak arttırır. İnsanlarda astmatik ve astmatik olmayan bireyler arasında  akciğer ve hava yolarındaki konsantrasyonları farklı bulunmamıştır.

İnhibitör nörotransmitterdir. Hayvanlarda ventilasyonu düşürür. Sağlıklı insanlarda solunum kontrolunde bir rolu yok gibi görülmektedir.

Orta derecede uyku solunum bozukluğu olan horlayanlarda GABA agonisti olan baklofen hem REM hem de non REM uyku süresini arttırır.

 

GLİSİN

 

Santral respiratuar inhibitördür. Hayvanlarda REM uykusu sırasında hipoglossal motonoron aktivitesini baskılar.üst hava yollarının patensinin regülasyonunda da bir rolu olabilir. Beyinde doğal olarak bulunan bir nöropeptid

Sağlıklı gönüllülerde kolesistokinin infüzyonu dispneyi indüklemiş, tidal volum ve dakikalık volumu brankokonstruksiyon veya solunum hızında bir değişiklk yapmaksızın arttırmış. Medullar ve pontin respiratuar kolesistokinin A reseptörleri yoluyla solunumu düzenler.

 

ÖZETLE

 Solunumun kontrolu bir dizi hormon tarafından yapılmaktadır.

Progesteron iyi bilinen respiratuar bir stimülandır.

Diğer reprodüktif hormonların etkisi ise tam olarak anlaşılmış değildir.

Hipotiroidik hastalarda tiroksin replasman tedavisi ile düzelen, ventilator kemosensitivitede düşüş vardır.

CRH sentral respiratuar stimulan olarak görev görür.

Dopamin karotid cisimler seviyesinde inhibitör bir role sahiptir.

Serotonin ve serotoninerjik ajanlar farenjial kasların santral ventilatuar kontrolünü arttırabilir.

Histamin ve asetikolin bronkokonstrüktör

Epinefrin bronkodilatördür.

Horlayanlarda, hamilelerde ve menstrüel siklusun luteal fazında artmış solunum serum IGF-I seviyerindeki artışa bağlıdır.

Somatostatin ventiltuar cevabı düşürür ve ani bebek ölümü sendromununun patofizyolojisinde rol alabilir.

Leptin de solunumu etkileyebilir.

Hormonlar ve solunum arasındaki etkileşim, solunum hastalıklarının farmakolojik tedavileri için , sağlıklı ve hasta kişilerde solunumun endokrin kontrolü ile ilgili  araştırmaları  arttırmak için yeni perspektifler açabilir.

 Hormonların solunumun kontrolünde önemli bir role sahip olduğu görüldüğünden belki de “respiratuar endokrinoloji” konsepti  önerilebilir.

 

 

 

 

 

Copyright: UykuBozuklugu.com 2005-2006 Tasarım: Dr.Rıza Eröksüz İçerik&Düzenleme: Prof.Dr.Mehmet Karadağ