Bugünün Tarihi:
 
Sık Kullanılanlara Ekle

 LİTERATÜR 010:

< ANASAYFA      

                                                                                                       

 

 

METABOLİK SENDROM

 

Doç. Dr. Dilek YEŞİLBURSA

 

Metabolik sendrom santral obezite, glükoz intoleransı, hiperinsülinemi, düşük HDL kolesterol, yüksek trigliserid ve hipertansiyon gibi metabolik bozuklukların bir arada olması durumudur. Koroner arter hastalığı riskini anlamlı ölçüde yükselten metabolik sendromun bu önemli rolü giderek daha iyi anlaşılmaktadır. 1988 yılında Reaven hipertansiyon, glükoz intoleransı, trigliserid yüksekliği ve HDL kolesterol düşüklüğü gibi kardiyovasküler risk faktörlerinin bir arada bulunmasına sendrom X demiştir. Daha sonra 1989’da Kaplan tarafından “ölümcül dörtlü”, 1992’de Haffner tarafından “insülin direnci sendromu” ve 1993’de Van Gaal tarafından “metabolik sendrom” olarak isimlendirilmiştir.

 

Ulusal Kolesterol Eğitim Programı Erişkin Tedavi Panel III (NCEP ATP III) kılavuzunda belirtilen

l      Santral obezite (bel çevresi)

–        Erkeklerde > 102 cm

–        Kadınlarda > 88 cm

l      Trigliserid düzeyi: ³ 150 mg/dl

l      HDL kolesterol:

–        Erkek < 40 mg/dl

–        Kadın < 50 mg/dl

l      Kan basıncı: ³ 130/85 mmHg

l      Açlık serum glükozu: ³ 110 mg/dl

kriterlerinden üç tanesinin olması ile metabolik sendrom tanısı konulmaktadır.

 

Bu yıl yayınlanan Uluslararası Diyabet Fedarasyonu (IDF) metabolik sendromu yeniden tanımlamıştır. Bu tanımlamada santral obezite (bel çevresi E>94cm, K>80cm) ile birlikte

l      Trigliserid düzeyi ³ 150 mg/dl veya tedavi alıyor

l       Düşük HDL kolesterol (E<40 mg/dl, K< 50mg/dl) veya tedavi alıyor

l      Kan basıncı ³ 130/85 mmHg veya tedavi alıyor

l      Açlık plazma glükozu ³100 mg/dl veya Tip 2 diyabet

kriterlerinden en az ikisinin olması gerekmektedir.

            Ülkemizde metabolik sendrom sıklığının erkeklerde %28, kadınlarda %39.6, erişkinlerin tümü ele alındığında ise %33.9 olarak saptanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada ise metabolik sendrom erkeklerde %24, kadınlarda %23 oranında saptanmıştır. Metabolik sendrom bizde özellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. Ülkemizde metabolik sendrom kriterlerinden en sık erkeklerde hipertansiyon, kadınlarda ise en sık hipertansiyon ve abdominal obezite görülürken, diyabet en az saptanan kriter olmuştur.

            Metabolik sendromun etyolojisinde insülin direnci rol oynamaktadır. İnsülin direncinin en belirgin sebebi ise abdominal obezitedir. Burada da esas etken subkütan yerleşimden çok visseral yerleşimli yağlanmadır. Bel çevresinin ölçülmesi visseral yağ dağılımını iyi yansıtan bir metoddur. İntrabdominal yağ dokusu hem anatomik hem de fonksiyonel olarak subkütan yağ dokusundan farklıdır. Abdomendeki yağ dokusu büyük, insüline dirençli ve metabolik olarak aktif yağ hücreleri içerir. Bunlarda adrenerjik reseptör yoğunluğu da daha fazladır. Abdominal yağ dokusunda insüline bağımlı antilipolizde azalma ile katekolaminlere bağlı lipolizde artış, plazmada serbest yağ asitlerinin artmasına yol açar. Ayrıca adipositler doku faktörü, PAI-1, fibrinojen gibi trombojenik faktörler salgılayarak kardiyovasküler riski artırır. TNF-α, komplemanlar, IL-1 ve 6 adipositler tarafından salgılanıp inflamatuar yanıtı düzenleyen faktörlerdir. Obezitede düşük dereceli bir inflamasyon durumunun varlığı bilinmektedir ve bu ateroskleroz gelişiminde rol oynamaktadır. Bu değişiklikler hem metabolik, hem de kardiyovasküler komplikasyonların gelişmesine yol açar.

            Obstrüktif uyku apnesinde görülen artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin obezite ile ilişkili olduğu düşünülmekteydi. Günümüzde obstrüktif uyku apnesinin hipertansiyon, insülin direnci, bozulmuş glükoz toleransı ve dislipidemiyi de kapsayan metabolik sendromla ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Obstrüktif uyku apnesi olan 61 hasta ve 43 sağlıklı bireyden  oluşan  bir çalışmada obstrüktif uyku apnesi olan bireylerde metabolik sendromun görülme sıklığı 9.1 kat daha fazla bulunmuştur.

Metabolik sendromun tedavisinde mevcut tüm komponentlerin iyileştirilmesi hedeflenmelidir. İnsülin direncinin tedavisinde ve metabolik sendromun komponentlerinin iyileştirilmesinde en etkin yaklaşım fazla kiloların verilmesi ve fizik aktivitenin arttırılmasıdır. Kan basıncı yüksekliği ve dislipidemi erken ve agresif bir şekilde tedavi edilmelidir. Antihipertansif ilaçlardan ACE-inhibitörleri ve anjiyotensin reseptör blokerleri  insülin direnci üzerine olumlu etki gösterirken, kalsiyum antagonistleri nötr etki göstermekte, beta blokerler (vazodilatör özelliği olan beta blokerler hariç) ve diüretikler ise insülin direncini olumsuz etkilemektedir. Tiazolidindionlar yeni bir oral antidiyabetik ilaç grubu olup iskelet kası ve yağ dokusunda insülin duyarlığını arttırmakta ve karaciğerde insüline bağlı olan glükoz yapımını azaltmaktadır. 

 

 

1.      Reaven GM. Role of insulin resistance in human disease. Diabetes 1988;37:1595-1607.

2.      Executive Sumary of the Third Report of the National Cholesterol Education Program (NCEP) Axpert Panel on Detection, Evaluation and Treatment of High Blood Cholesterol in Adults (Adult Treatment Panel III). JAMA 2001;285:2486-2497.

3.      Ford ES, Giles WH, Dietz WH. Prevalence of the metabolic syndrome among US adults: findings from the third National Health and Nutrition Examination Survey. JAMA 2002;287:356-359.

4.      Sharma AM. Adipose tissue: a mediator of cardiovascular risk. Int J Obes Relat Metab Disord 2002;26(Suppl 4):5-7.

5.      Gorzelniak K, S Engeli, J Janke, et al. Hormonal regulation of the human adipose-tissue renin-angiotensin system: relationship to obesity and hypertension. Hypertension 2002;20(5):965-973.

6.      Coughlin SR, Mawdsley L, Mugarza JA, et al. Obstructive sleep apnea is independently associated with an increased prevalence of metabolic syndrome. Am Heart J 2004;147:841-846.

                                          

 

 

 

Copyright: UykuBozuklugu.com 2005-2006 Tasarım: Dr.Rıza Eröksüz İçerik&Düzenleme: Prof.Dr.Mehmet Karadağ