DERS NOTLARI
ANA SAYFA    

   TANIM VE EPİDEMİYOLOJİ

                                                                                 Prof. Dr. Mehmet KARADAĞ

 

n.

     Uyku, kişinin  uygun  duyusal yada başka uyaranlarla uyandırılabileceği bir bilinçsizlik durumu olarak  tanımlanabilir Bu uyaran ısı, ışık, ses, temas, koku gibi değişik uyaranlardan birisi olabilir.

      Uyku süresinin kişiden kişiye genetik faktörlerin etkisi ile değişmekte olduğu ve bu sürenin 4 saat ile 11 saat arasında değiştiği bilinmektedir.

                                                 Uyku Süresi

       Uyku Etkinliği  =  ------------------------------------------

                                             Yatakta Kalma Süresi

       Uykunun kalitesinin objektif bir göstergesidir.

Bugün uykunun pasif bir dinlenme olayı olmadığı, çok önemli yaşamsal faaliyetlerin bu bilinçsiz dönemde yoğun olarak yaşandığı bilinmektedir. Uyku günlük hayatın restorasyon safhasıdır. Bu restorasyon işlemleri için gerekli enerjinin oluşturulmasında kullanılacak oksijenin sağlanması da solunum sisteminin görevidir. İnsan hayatının yaklaşık üçte birinin uykuda geçtiği düşünülürse, uykuda solunum bozukluğunun, sağlıklı yaşam açısından önemi daha net olarak anlaşılmaktadır.

Obstrüktif Sleep Apne Sendromu (OSAS) uykuda tekrarlayan üst solunum yolu tıkanmalarına bağlı olarak,hava akımının azalması yada solunumun durmasıyla karakterize ve sıklıkla oksijen satürasyonunda azalmayla birlikte görülen bir sendromdur.

OSAS’la ilgili dikkat çekici ilk bilgiler 1836 yılında Charles Dickens’ın bir romanında yazdığı roman karekterinin çok tipik kişiliğinden elde edilmiştir. Pickwick sendromu olarak tanımlanan tabloda obezite, gündüz uyuklaması, alveoler hipoventilasyon, polisitemi ve sağ kalp yetmezliği bir arada bulunmaktaydı.

Bu tablonun uykuyla ilişkisinin saptanması uyku çalışmalarındaki gelişmelerle sağlanmıştır. 1875 yılında hayvan deneylerinde beyinde elektriksel bir aktivitenin varlığı saptanmış ve EEG çalışmaları başlamıştır. 1928 yılında Hans Berger uyanıklık ve uykuda EEG’nin farklı olduğunu göstermiştir. 1950 – 1960 arasında yapılan çalışmalarla uykunun gece içerisinde oldukça düzenli tekrarlanan REM ve nonREM evrelerinden oluşan aktif ve organize bir işlem olduğu bulunmuştur. NonREM uykusu evre 1 ve evre 2 yüzeyel uyku dönemi olarak uykunun yaklaşık %50’lik bir bölümünü oluştururken, evre 3 ve evre 4 yavaş dalgalı derin uyku dönemi olarak uykunun yaklaşık %25’lik bir bölümünü oluşturmaktadır. REM dönemi ise %25’lik diğer dönemi oluşturur.

1965 yılında Jung, Kuhlo ve Gestault gibi araştırıcılar birbirlerinden bağımsız olarak Pickwick sendromlu hastalarda polisomnografi çalışmaları yapmışlardır.

1970 yılında C. Alberto Tassanari ve Elio Lugaresi Obez olmayan kişilerde de Uykuda Apne olabileceğini göstermişler ve Sleep Apne’yi tanımlamışlardır.

1972’de ise Guilleminault Obstrüktif Sleep Apne Sendromu (OSAS) kriterlerini tarif etmiştir. Obezite, polisitemi gibi belirtilerin kesin kriter olarak alınmadığı tabloda kardinal belirtiler: Horlama, Gündüz Aşırı Uyku Hali ve Tanıklı Apnedir.

Ağız ve burunda 10 sn veya daha fazla süreyle hava akımının olmaması Apne olarak tanımlanmaktadır. Hava akımında 10 sn ve daha fazla süreyle en az %50 azalma ile birlikte oksijen satürasyonunda %3’lük düşme ve arousal gelişimi ise Hipopne olarak tanımlanmaktadır. Arousal; uyku sırasında daha hafif uyku evresine veya uyanıklık durumuna ani geçişlerdir. Tanıklı Apne ise hastanın uyku halindeyken gelişen apnesinin gözlenmiş olması durumudur, genellikle partnerler tarafından tespit edilir.

Solunum çabasının sürmesine rağmen hava akımının olmamasına Obstrüktif Apne, hem solunum çabasının hem de hava akımının olmamasına ise Santral apne adı verilmektedir. Başlangıçta santral tipte olan apnenin solunum çabasının başlamasına rağmen devam etmesine ise Mikst apne denir.

Uykuda görülen apne ve hipopne sayıları toplamının saat olarak uyku süresine bölünmesi ile elde edilen değere Apne-hipopne indeksi (AHİ) denmektedir ve hastalığın tanımlanmasında, şiddetinin belirlenmesinde en sık kullanılan parametrelerden birisidir. Sleep Apne tanısı için AHİ’nin 5’ten fazla olması gerekmektedir.   

 

Apne-hipopne indeksi AHİ’ye göre değerlendirme yapıldığında:

AHİ :    5 – 15 arası Hafif Şiddette Sleep Apne

AHİ :  15 – 30 arası Orta Şiddette Sleep Apne

AHİ :  30’un üzerinde ise Ağır Şiddette Sleep Apne tanısı konmaktadır.

Hastalığın yaygınlığı hakkında değişik çalışmalarda değişik sonuçlar elde edilmiştir. Kardinal belirtiler olarak kabul edilen; Horlama, Gündüz Aşırı Uyku Hali ve Tanıklı Apne varlığında OSAS gelişme riski % 65-95 arasında bulunmuştur. Sadece horlaması olan ek semptomu olmayanlarda risk %25 dolaylarında kalmaktadır.

Davies ve Stradling  epidemiyolojik çalışmaları toplayarak 12 çalışmanın ortak sonuçlarını yayınlamışlar ve buna göre prevalansın % 0.3-15 arasında değiştiğini söylemişlerdir. Erkeklerde özellikle 40 – 64 yaş arasında en sık görülen OSAS’a, zencilerde de beyazlardan daha sık rastlanmaktadır.

Köktürk ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada da Türkiyede prevalans %0.9-1.9 olarak tahmin edilmiştir.

 Halk sağlığını bu kadar yakından ilgilendiren, sonuçlarının insan ve toplum yaşamı açısından çok önemli olduğu bilinen bu hastalığın patofizyolojisi ise tam olarak açıklanamamıştır. Üst solunum yolu genişliğini azaltan ya da kollabe olmasını kolaylaştıran faktörler OSAS’a eğilimi arttırmaktadır.

Obezite en önemli risk faktörlerinden birisidir. Objektif bir kriter olarak kullanılan Vücut Kitle İndeksi (Body Mass Index :BMI) vücut ağırlığının kg cinsinden değerinin, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilir ve kg/m2 olarak ifade edilir.

BMI: 25 -30 kg/m2 arasındaysa aşırı kilolu olarak kabul edilir.

BMI: 30 -40 kg/m2 arasındaysa Obez olarak kabul edilir.

BMI: 40 kg/m2 ‘nin üzerindeyse Morbid obez olarak kabul edilir.

Üst solunum yollarında obstrüksiyona neden olan faktörler arasında yaş, cinsiyet, genetik özellikler, obezite, kullanılan ilaçlar ve horlama gibi genel faktörler yanında, nasal obstrüksiyonlar, baş-boyun pozisyonu ve boyun çapı genişliği gibi anatomik faktörlerde etkili olmaktadır. Boyun çapı; erkeklerde >43, kadınlarda >38 anlamlı kabul edilmektedir.

Hava yolu çapı ve şekli, yatış pozisyonu, üst solunum yolu rezistansı, üst solunum yolu kompliansı, intraluminal basınç, ekstraluminal basınç, torasik kaudal traksiyon, mukozal adeziv etkiler ve vasküler faktörler gibi mekanik faktörlerde uykuda solunum bozukluklarına neden olmaktadır.

Üst solunum yolu dilatör kasları, dilatör kas/diyafragma ilişkisi, üst solunum yolu refleksleri gibi nöromüsküler faktörler ve hipokapnik apneik eşik, periyodik solunum, arousal, sitokinler gibi santral faktörlerde OSAS oluşumunda rol oynamaktadır.

Sigara ve alkol kullanımı OSAS riskini artıran en yaygın nedenler arasındadır. Alkol ve sedatif kullanımının üst solunum yolları nöromüsküler aktivitesini azaltarak OSAS için bir risk oluşturduğu bilinmektedir. Alkol kullanımı hem apne sıklığını artırmakta hem de apne süresini uzatmaktadır.

Young ve arkadaşları yapmış oldukları bir çalışmada orta-ağır OSAS’lı kadınların %93’ünün, erkeklerinse %82’sinin tanı almadığını bildirmişlerdir, tanıdaki bu yetersizliğin önemli bir sebebini ise tıbbi personelin yeterince eğitimli olmamasına bağlamışlardır. Ülkemizde bir diğer neden de belki yeterli sayıda uyku araştırma merkezinin olmamasıdır.

 

 

 

 

 

 

 

       

 

 

 


 

.SAĞLIKLI UYKU
UYKUDA SOLUNUM BOZUKLUKLARI
UYKU BOZUKLUKLARI
UYKU LABORATUVARI
BASINDA UYKU
LİNKLER.